SEVMEYİ BİR ATTAN ÖĞRENMEK

SEVMEYİ BİR ATTAN ÖĞRENMEK

Sevmeyi bir attan öğrenmek. Rüzgâr sesli, ceylanlar kadar esnek, asil ve vakurlu bir doru attan. Hele bu at sultan soyundansa, sevdalıysa, Leylâ’dan anlıyorsa. Yarışlarda ince zarif ayak bilekleri piyano çalan bir hanımın esnek parmakları gibi adeta tuşlara dokunup inip kalkıyorsa.

Bu atın adı Veliaht. Nam-ı diğer Saad. 1928 Bağdat doğumlu. Koşu hayatına Bağdat’ta başlar. Bağdat’ta, Lübnan’da ve Hindistan’da yapılan bütün at yarışlarını birincilikle kazanır. Dillerde ve gönüllerde bir efsanedir. Uzak dağ başlarına yıldızlar onu çağırıyormuşçasına yüksek tepeleri, karlı yamaçları, kayalık uçurumları uçarak geçiyordu. Koşarken ayaklarının yerden kesildiğine hükmediliyordu. Ve bu at her akşam yazılan, fakat her sabah yakılan mektupların tanığı idi. Mezopotamya topraklarının sevdalısı,  insan kadar akıllı bir tay, bir aygır, bir doru at. Alnında kartopu, boynunda eski bir medeniyetin izlerini taşıyan değerli bir kolye. Kolye Kıreç’ten Leyla’ya, Leyla’dan Saad’a en sessiz, en derin anlamlarla hediye. Ne hazindir ki bir talihsizlik sonucu Bonbay’da bu atın en son yarışını kaybetmesi onu gözden düşürmüş, yetişircisini bunalıma sokmuş. At Bağdat’a getirilerek gizlice bir sütçü beygiri olarak çalıştırılmış. 1933 yılında Türkiye’de asil kan Arap atçılığı yetiştirme kararı alınınca bu at uzun bir araştırma ve aramadan sonra bulunup satın alınarak tren yoluyla Bursa Karacabey Harası’na getirilerek damızlık yapılmıştır. 1950 yılında Eskişehir Çifteler Harası’nda ölen atın mezarı Karacabey Harasındadır.

At cesur, atılgan, sahibine itaatkâr ve her türlü iklim şartlarına dayanan sadık bir hayvandır. Tarih boyunca, özellikle Türkler için büyük bir değer ifade etmiştir. Büyük İskender’i de Alpaslan’ı da, Şeyh Şamil’i de Selahaddin-i Eyyübü de sırtında zaferlere taşımıştır. İşte Türkiye’de; kahramanı at olan, ismiyle cismiyle gerçek olan ve eserinin sonunda resmi kayıtları ve dosyası sunulan Veliaht Romanı bu atın hayat hikâyesi. Ülkemizde kahramanı at olan ilk ve tek roman olma özelliği taşıyor. Daha önce Bilge Oğuz Yayınları arasında çıkan eser; Gündoğan /Sam Yayınları tarafından yeniden redakte edilerek nefis bir baskı ve kapakla yeniden geçen aylarda basıldı. Roman 2007 Tanpınar Roman Yarışması İkincilik Ödülü kazanmış. Yazarı Mahir Adıbeş.  Adıbeş’in Almanya’dan “Deutsche Welle” hikâye ödülü de var. Adıbeş; “ Veliaht dört bin yıllık bir dostluğun hikâyesidir. Atı hep dağ başlarında yelelerinden rüzgârlar süzülürken düşünürüm, gemsiz eyersiz. Yaylarda şaha kalkıp, ayaklarında şimşekler çakarken gamsız kedersiz, kızıl ufuklara doğru uçar gibi dörtnalla giderken korkusuz… Sonsuzluk yolcusu bir ışık ufuklarda parlarken düşünürüm.” Diyor. Asıl mesleği Veterinerlik olan Mahir Adıbeş TYB  İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi aynı zamanda.

Kurgusunu gerçek hayattan alan bu romandan çok şey öğreniyoruz.  At ve atlar hakkında en ince ayrıntının yanı sıra, Osmanlının çöküşünün Ortadoğu Coğrafyasındaki etkisini, Musul-Kerkük Meselesini, milletimizin suni sınırlarla bölünmüşlüğünün acısını derinden duyuyoruz. At’ın hal ve hareketlerinden, bakışlarından dilini ve duygularını anlıyoruz. Veliaht’ın Kır Kısrağa aşkını, at terbiyecisi Kıreç ile Bağdat’ın zenginlerinden Paşa Torunu, Avrupa’da tahsil yapmış Leylâ’nın gönüllerinin, beyinlerinin en ücra, en mahrem köşelerinde sakladıkları aşktan müteessir oluyoruz.  Mezopotamya’nın doğurganlığı, talan olan kültürel zenginliği teğet değinilerle de olsa görebiliyoruz. Bağdat tasviri, İstanbul Hayali, Osmanlı Hasreti sıkıp sıkıp bırakıyor sizi. Ve bir atın, bir tayın sevginin ölümsüzlüğünü, gücünü bize hatırlatmasının tesiri altında hülyalara dalıp gidiyoruz. Herkes sevgiyi bilir ama sevmeyi bilmeyebilir. İşte bunu da öğreniyoruz.

Naci GÜMÜŞ