10-Ocak-2005 / Naci Gümüş
GÖNÜL VE KAFA
İç çırpınışın, anlatamamanın, anlayamamanın acısı mıdır ? İyilikte yarışma kulvarını bulamamak, sevgiyi çoğaltacak öğeleri görememek endişesinin, vefa duygusunun tahrip edilmiş olabileceği ihtimalinin ihtimali midir korkuları besleyen? Çocuklara türkü, bebelere ninni bırakamamanın gerçekliği mi, masalı yok eden, aşkı ayağa düşüren olgunun sorumlularını sorgulayamamanın acizliği mi bizi çaresiz bırakan? Oysaki ümit damarları hala canlı. Şiir varsa, şarkı varsa, türkü söyleniyorsa, çiçekler açıyor, kuşlar ötüyorsa; duyarlıklar vardır, geç kalınmamıştır, erdemli bir yürüyüş, onurlu bir duruş makes bulur.
Göklerde doğan ve kartalı, yerlerde gül ve bülbülü görebilme olanağı var mıdır, var. Bardağın dolu tarafına bakmak, sahip olduğumuz değerlerin farkına varmak yeterlidir. Yeterlidir yeterli olmasına ama bu bakışı en samimi biçimde harekete geçirecek dinamik güç kıvılcım mı beklemekte? Bize düşebilecek bir eylem, ya da eylem planımız yok mudur? Paranın, mal ve mülkün, mevki ve şöhretin esaret zincirini kırabilme imkanı yok mudur? Vardır…Bütün haksızlıkları, zulümleri bizler icad ediyoruz da sonra Tanrı’ya şikayet ediyoruz değil mi…Oysaki “bir mumdan bin mum yanar” , bir gönül yapan, bir kâbe bina inşa etmiş sayılır değil mi?…
Gül bahçesinde öncellikle çer çöp, gübre olur, dal diken çıktıktan sonra gül gelir. Bir çiçekle bahar olmazsa bin çiçek ekmek gerekir. Gerçi her şey Allah’ın dilediği gibi cereyan eder, fakat tedbir ve gayret bize vazifedir. Hayal kurmak, istekler büyütmek bize teselli verebilir, ancak kararımız eyleme dönüşmedikçe netice almak namümkün. Kendi vicdan ve ruhumuzla anlaşabilirsek gaflet ve bencillik engelini aşar, aydınlık-huzur veren o yere varırız sanırım. Allah’tan korkmayandan korkarak, hamama girip terlemek…Dilini tutarak, gönlünü açarak netice almak demek istiyorum. Her şeyi olanın alamayacağı çok kıymetli bir şeyi, hiç maddi bir şeyi olmayan biri fevkalade alabilir. Nedir O? – Gönül…İntikam almak duygusunu yok ederek, tereciye tere satmadan, pişmiş aşa su katmadan huzur iklimine yol alınabilir. Atalarımız ; “edebi, edepsizden öğren” demişlerse de, edebi olmayan toplumun edebiyatı, edebiyatı olmayan toplumun edebi olmaz.
Günahkâr insanların temiz yürekli insanlardan hoşlanmaması kadar tabii bir şey olamaz düşüncesiyle mi rahatlarız acaba? Belki de.. Zira hırsız elbette ki ışıktan hoşlanmayacaktır. Öyleyse her kesin gönlüne ışık tutmak, kafaları aydınlatmak en doğru yol olabilir, diyebiliriz gibi bir noktada kaldık sanırım.Gönül ve kafa birliği, gönül ve kafa esenliği ki; hayata bakışı ve duruşu anlamlandırırda mutabıksak, gönül ve kafanın durduğu yeri biliyoruz demektir.
Naci GÜMÜŞ
