Gençlik Eğlencedir, Yaşlılık Hikmet

Yaş Almak, İnsan Olmayı Yeniden Keşfetmektir.

İnsan yaş aldıkça hayattan aldığı tat da değişiyor.
Gençken her şey bize zevk verirdi; çünkü yeniydik, tazeydik.
Duyduğumuz, gördüğümüz, öğrendiğimiz her şey bir keşifti.
Doğrunun ne olduğunu bilmeden, yanlışı ayırt etmeden bile “aa ne güzelmiş” diyerek her şeyin keyfine varırdık.

Yıllar geçtikçe insan sarrafı oluyor insan…
Kimden uzak durması gerektiğini, kime yaklaşması gerektiğini, neyin zarar vereceğini daha iyi anlıyor.
Artık her şeye atlamıyor; nokta atışıyla ruhuna iyi gelen şeylerin peşinden gidiyor.

Gençler için “deniz ve kumsal” eğlence demektir.
Ama yaş aldıkça, bir sahil kasabasında evinin verandasında oturup dalgaların kıyıya usulca vurmasını izlemek daha büyük bir huzur verir.
Engin denizler, engin düşüncelere; o düşünceler de insanı derin bir muhasebeye götürür.
Yaşlanmak aslında ağırlaşmak değil, edep kazanmak, “neden varım?” sorusuna daha çok yaklaşmaktır.

Yaş ilerledikçe insan doğanın her tonunu fark eder. Ufuk çizgisinin bir anlamı olduğunu hisseder.
Yüce Yaradan’ın bize bahşettiği bu kâinatta bir zerre kadar küçük olduğumuzu, ama o küçücük varlığa büyük emanetler verildiğini daha iyi anlarız.
Bazen “onları hakkıyla kullanamadım” üzüntüsü çöker insanın içine; bu hüzünle birlikte Allah’a olan sevgi artar, acizliğini kabullenip af diler.

Yaş ilerledikçe insan daha çok zevk alıyor hayattan; ama artık bu zevk maddiyatta değil, maneviyatta.
İnsanı insan yapanın Müslüman ya da gayrimüslim olması değil; vicdanı ve merhameti olduğunu fark ediyorsun.

Suriye’de de gördük, Filistin’de de gördük; zalimlik sadece bir dine, bir coğrafyaya ait değil.
Bir kıyafetin, bir takın, bir araban bile; imkânı olmayan, kendini yeterli görmeyen birinin gözünde gizli bir işkenceye dönüşebiliyor.
Fark etmeden can yakabiliyoruz bazen.

O yüzden atalar boşuna dememiş: “Davul bile dengi dengine.” diye..
Eşlerden birinin çok varlıklı, diğerinin çok fakir olduğu evliliklerde aile içinde huzursuzluklar çıkabilir.
Bu fark, boşanmaya kadar gider; çocukların yanlış amaçlarla zengin olmaya çalışmasına bile sebep olabilir.
Demek ki bu söz, göründüğünden daha büyük bir hikmet taşıyormuş.

Merhamet…
Öyle bir değer ki, merhametli bir gayrimüslim bile bir canlının acısına dayanamaz.
Müslüman olmadığı hâlde Filistin’deki zulme karşı sokağa dökülenleri, kendi ülkesinin markalarını boykot edenleri görüyoruz.
İşte insanlık budur.

Merhamet bir Müslüman’ın kalbine yerleştiğinde, etrafı bir cennet bahçesine dönüşür.
Bir cennet bahçesi görmek istiyorsanız, merhametli bir Müslüman’ın yanında olun. Ama hangi Müslüman..

Bugün herkes Müslüman olduğunu söylüyor ama herkes mümin değil.
Müslümanım demekle Müslüman olunmuyor.
Allah’ın emir ve yasaklarına uysan da, vicdanın ve merhametin yoksa, yine eksiksin.

Serhat Tuncer’in bir videosunda söylediği gibi:
“Yaşasın enayilik…”
Çünkü insanlar seni enayi zanneder, ama sen görünmeyeni görürsün. Vicdanın vardır herkeste olmayan ama Allah’ın sana bahşettiği en güzel hediyelerden birine sahipsindir. İşte görünmeyeni buradan görür tebessüm edersin. Sana ne deselerde boştur artık. İster enayi desinler ister ahmak isterse salak. Sen dersin ALLAH, sen sadece ona bak.
İşte asıl bilgelik budur.

Savaş ASLAN
“Gençlik Eğlencedir, Yaşlılık Hikmet”